24 Nisan 2014 Perşembe

ÇEKİRDEĞİ YELDEĞİRMENİ OLAN KADIKÖY (1950 - 1960)

         Kadıköy’ün tam bağrında, böğründe, göbeğinde..
        Her sokağının ,  bir şelale gibi  tepeden Rıhtım’a akıp durduğu , sonra da denize kavuştuğu bir semti  vardır.
        Herkesin herkesle, söylenecek  ortak bir çift  lafı olduğu..
        “Görmedim  “ bahanesinin arkasına sığınarak selamsız  geçmenin asla bir özürle geçiştirilemediği..
         Bir günlük dahi olsa mazeretsiz olarak muhite çıkmamanın, yoklama kaçağı muamelesi gördüğü ve merakla karışık telaşa  neden olduğu..
          İki kişinin ayak üstü yol sohbetlerine izinsiz iştirak edebilmenin,  kocaman bir ailenin bir ferdi  olma ayrıcalığından kaynaklandığı ..
         “Bugün yemekte ne yapacaksın ?” sorusunu Rum Eleni’nin “Ne yapazaksin?”, Ermeni Arus’un “Ne yapoorsun?”, Yahudi Raşel’in “ Ne yapecaksiiiin?”, Arnavut Naime’nin “ Ne yaparsın bre?”,Kürt Elif’in “Ne yapğorsın? “ şivesiyle renklendirdiği..
        Çıkış noktaları ayrı olsa da varış noktasının aynı olduğu “Benim için de dua et “ dileğinin cami, kilise ,sinagog üçgeninde uçuşarak bir gönül  birliği yarattığı,
         Evde yapılan yemek ya da kızartmaların, “ Kokusu gitmiştir “  kuşkusu ile tabak tabak gönderilmesi sonucunda,  hamile kızların yemek manyağı yapıldığı..
        Ramazanda iftar topu atılmadan Müslüman olmayan muhit insanının  zorunlu olmadığı halde asla yemeğe başlamadığı..
        Renklere boyanmış yumurtalarının , paskalya çöreklerinin kim tarafından yapıldığı değil, ne için yapıldığının önemli olduğu semtin adı Yel değirmeni’dir.

        Yel değirmeni Kadıköy’ün çekirdeğidir.

        Çekirdek, nasıl ki hücreyi bölerek kalıtım bilgilerini bir sonraki hücreye aktarır ve kalıtsal devamlılığın sürekliliğini sağlarsa,Yel değirmeni de zenginlerini ve hoşgörü başta olmak üzere tüm zenginliklerini 1950 yılından itibaren ihraç ederek Erenköy, Göztepe, Caddebostan,Suadiye, Bostancı gibi bahçeli köşklerden ibaret yazlıkları, yaz-kış oturulan semtlere dönüştürmüştür.

        Kadıköy’ü çok seviyorsam çekirdeğinden ötürüdür..
        Zamanı geriye sarmak mümkün olsa da çekirdekten başlayarak hikayelerimizi anlatabilsek.
        Şimdi aklıma geldi.
        Zamanı geriye sarmak mümkün müdür?
        Mümkün olması da laf mı yani.. Takıldığım keşkeye bak.!
        Neden olmasın..
        Hafıza denen bi kara kutumuz var bizim.
        Ayrıca birazcık değişim göstermiş olsa da muhitin onca sokakları yerli yerinde duruyor.
        Zamanı geriye sarmak için önce zamanın geçtiği mekana gitmek lazım bence..
        Bu sanki sınavda kopya çekmek gibi bir şey..
        Hadi gelin kopya çekmeye , doğup büyüdüğüm İzzettin Sokağına gidelim.


        50 yıllarından başlayarak hikayelerimizi anlatmaya başlayalım..