Kadıköy’ün tam bağrında, böğründe,
göbeğinde..
Her sokağının , bir şelale gibi tepeden Rıhtım’a akıp durduğu , sonra da
denize kavuştuğu bir semti vardır.
Herkesin herkesle, söylenecek ortak bir çift lafı olduğu..
“Görmedim “ bahanesinin arkasına sığınarak selamsız geçmenin asla bir özürle geçiştirilemediği..
Bir
günlük dahi olsa mazeretsiz olarak muhite çıkmamanın, yoklama kaçağı muamelesi
gördüğü ve merakla karışık telaşa neden
olduğu..
İki kişinin ayak üstü yol sohbetlerine izinsiz
iştirak edebilmenin, kocaman bir ailenin
bir ferdi olma ayrıcalığından
kaynaklandığı ..
“Bugün yemekte ne yapacaksın ?”
sorusunu Rum Eleni’nin “Ne yapazaksin?”, Ermeni Arus’un “Ne yapoorsun?”, Yahudi
Raşel’in “ Ne yapecaksiiiin?”, Arnavut Naime’nin “ Ne yaparsın bre?”,Kürt
Elif’in “Ne yapğorsın? “ şivesiyle renklendirdiği..
Çıkış
noktaları ayrı olsa da varış noktasının aynı olduğu “Benim için de dua et “
dileğinin cami, kilise ,sinagog üçgeninde uçuşarak bir gönül birliği yarattığı,
Evde yapılan yemek ya da kızartmaların, “
Kokusu gitmiştir “ kuşkusu ile tabak
tabak gönderilmesi sonucunda, hamile
kızların yemek manyağı yapıldığı..
Ramazanda iftar topu atılmadan Müslüman
olmayan muhit insanının zorunlu olmadığı
halde asla yemeğe başlamadığı..
Renklere boyanmış yumurtalarının ,
paskalya çöreklerinin kim tarafından yapıldığı değil, ne için yapıldığının
önemli olduğu semtin adı Yel değirmeni’dir.
Yel değirmeni Kadıköy’ün çekirdeğidir.
Çekirdek, nasıl ki hücreyi bölerek
kalıtım bilgilerini bir sonraki hücreye aktarır ve kalıtsal devamlılığın
sürekliliğini sağlarsa,Yel değirmeni de zenginlerini ve hoşgörü başta olmak
üzere tüm zenginliklerini 1950 yılından itibaren ihraç ederek Erenköy, Göztepe,
Caddebostan,Suadiye, Bostancı gibi bahçeli köşklerden ibaret yazlıkları,
yaz-kış oturulan semtlere dönüştürmüştür.
Kadıköy’ü çok seviyorsam çekirdeğinden
ötürüdür..
Zamanı geriye sarmak mümkün olsa da
çekirdekten başlayarak hikayelerimizi anlatabilsek.
Şimdi aklıma geldi.
Zamanı geriye sarmak mümkün müdür?
Mümkün olması da laf mı yani..
Takıldığım keşkeye bak.!
Neden olmasın..
Hafıza denen bi kara kutumuz var bizim.
Ayrıca birazcık değişim göstermiş olsa
da muhitin onca sokakları yerli yerinde duruyor.
Zamanı geriye sarmak için önce zamanın
geçtiği mekana gitmek lazım bence..
Bu sanki sınavda kopya çekmek gibi bir
şey..
Hadi gelin kopya çekmeye , doğup
büyüdüğüm İzzettin Sokağına gidelim.
50 yıllarından başlayarak
hikayelerimizi anlatmaya başlayalım..
This blog was so helpful thank you so much.
YanıtlaSil