AYA EKATERİNİ KİLİSESİ DİYE ÇIKTIK
YOLA
KOÇO’NUN MEYHANESİNDE VERDİK MOLA
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Aya Ekaterini Ayazma Kilisesinde dualar
edip, dilekler tuttuktan sonra, merdivenlerden yukarıya doğru çıkıyoruz.
Mecburi istikamet…Kilise üstü meyhane...
Dünyada tek...
Koço’nun meyhanesinin bahçesindeyiz.
Kaptan amca kırmızı bir şarap açmış,
ufak ufak yudumlayarak bizi masada bekliyor.
Mahallenin en havalı, çokça aristokrat,
herkese biraz tepeden bakan kişisi olur kendisi...
Lakin biz onu, beline önlük takmış
vaziyette, mutfağın önünde balıkları temizlerken yakalamıştık.
Elde kanlı bir bıçak, üzerinde lekeli
önlük, boyunda bir kravat..
Karizmada
hafif bir hasar oldu. Bundan son derece rahatsız olduğundan eminim.
Bizi masaya davet etmesinin altında, bunun
nedenini açıklama mı yatıyor diye düşünürken, mükemmel bir diksiyonla mutfağa
doğru seslendi.
“Stelyo , Aganaş… Nerdesiniz? Duyuyor
musunuz beni?”
İki adam, mutfak tarafından “ Buyur
Kaptan “ diye masaya koşarak geldiler.
“Donatın şu masayı..Sokağımın gençleri
gelmişler. Şeref misafirim olacaklar.Sabahtan beri çalıştırıyorsunuz zaten
beni..Çalıştığım kadarını düşün hesabımdan”
“Senin çalışmanı paraya vuracak olsak,
dükkanı satmakla ödeyemeyiz be Kaptan..Dükkan senin.”
Cevap tam istediği gibi gelince mutlu
oluyor.
“Çocuklar, bu bey Stelyo Mavros..Bu bey
de Atanaş Cano..Çok sevdiğim iki arkadaşım..Koço hakkın rahmetine kavuşunca, ta
Gökçeada’dan kalkıp buraya geldiler, meyhanenin yeni sahipleri oldular.Gökçeada
nire, Kadıköy nire..Akıllı adam oldukları, beni bile Pazartesi ve Cuma günleri beleşe çalıştırmalarından
belli değil mi? ”
Gökçeada denilince Eva Abla'da bir heyecan,bir
coşku...
Stelyo Mavros’a ve Atanaş Cano’ya öyle bir bakıyor ki sanki karşısında Aleko
var. Gözleri ile Ada’nın havasını
koklamaya çalışıyor... Nasıl olacaksa?
Lokantanın patronları kendi elleri ile
masaya servis yaparlarken Kaptan amca Eva’ya
“Kadıköy’de onca kilise varken, neden burayı ziyaret ettiğini merak ettim” diye bir soru
sordu.
”Aya Ekaterini hakkında senin bildiğin
bizim bilmediğimiz farklı bir hikmet mi var? “
“Sanmıyorum..Tüm bildiklerim, Moda'da
oturan akrabalarımın anlattığı kadar.”
“Ne anlattılar?”
“Burada dua eder, mum dikersem, tuttuğum
dilekler bir süre sonra mutlaka ama mutlaka gerçekleşiyormuş”
“Bu kadar mı? Bizim Yel değirmeni Agios Yiorgios Kilisesinde dilekler ret mi
ediliyor? Orada ret ediliyorsa, burada, yani Aya Ekaterina’da neden kabul
ediliyor? Hakkında en ufak bir bilgi sahibi olmadan, o dedi bu dedi diye gel
dilek tut.İnsanoğlunu kandırmak ne kolay..”
Eva abla,bu kadar az bilgiye sahip
olmanın verdiği mahcubiyetle,utangaç bir şekilde başını deniz tarafına çevirdi..
Stelyo servisi yarım bırakarak öteki
garsonları çağırdı. Ellerini masaya dayadı.Eva’ya döndü.
“Siz bakmayın Kaptan’a..Dua etmek için çok
şey bilmenize gerek yok.Nerede değil,
kime dua ettiğiniz önemlidir.Onda inanç falan yoktur.İnançlı olmak
güzeldir.İnsanın çaresiz kaldığı zamanlar vardır. Yanında kimseyi bulamadığın
günler olur.İşte inanç o zaman yanında olan tek dosttur.O nedenle Tanrı
dualarınızı kabul etsin.Siz gelmeye devam edin bence”
”Onun derdine Aya Ekaterini deva olamaz
ki..” dedi Kaptan.
Eva bu söze biraz bozulur gibi oldu.Ne patavatsız bir
adamdı şu Kaptan amca..”Dertli olduğumu nereden biliyorsunuz ki” gibi sadece
kendisinin duyacağı şekilde fısıldadı.Bozulmayı hisseden Stelyo hemen tamirata girişti.
“ Ama fazla bilginin de kimseye zararı
olmaz.Aya Ekaterini’yi anlatmamı ister misiniz? Nasıl bir mucize olduğunu
görür, hayata hep pembe bakmaya devam edersiniz. Önemli olan umudu kaybetmemek”
“Ben anlatayım “dedi Kaptan.”Sen işine
bak”
“Sen şimdi olayı, kendi dünya görüşünle
anlatırsın.Elimle tuttuğum, gözümle
gördüğüm diye girersin lafa, hanımefendi geldiğine geleceğine pişman olur.Senin
misafirlerin benim de misafirlerim sayılır.Müsaade eder misin anlatayım”
“Buyur.Lakin arada sırada girerim
lafa..”
Şarabından sadece bir yudum aldı.Ağzında
yuvarladı.Kırmızı şarap güzel olmalı..Stelyo’da kendine bir kadeh şarap
koydu.Eva’ya döndü.
“Dorotea , sizin kadar güzel bir kızmış. Güzel olduğu kadar da
aydın...Felsefe tahsil etmiş., Matematik, astronomi eğitimi de almış.Yunan
filozoflarının hakiki Tanrı üzerine yaptıkları çalışmaları da çok incelemiş. İnsan eliyle yaptırılan putlara
tapınmaya, hele Kral’ın o putlara kurbanlar
adamasına son derece tepki duymaya başlamış. Okudukları ile Kral’ın eylemlerini
karşılaştırdığında büyük çelişkiler görüyormuş.Bu sırada bir rahiple
karşılaşmış. Dorotea, bu rahibin konuşmalarından etkilenerek İsa’ya inanmış,
vaftiz olmuş ve Ekaterini adını almış. Bundan sonra daha büyük bir inançla zalim
ve gaddar Kral Maksimius’a karşı çıkmış. Hem de tek başına .. Bu arada yanına
halk kitlelerini de çekmeye muvaffak olmuş .Bunun üzerine Kral, onun yanına
elli tane hatip göndermiş. “Davandan
vazgeç” demiş. Fakat Ekaterina’yı ikna etmek ne mümkün..Gidenler de üstüne
üstlük ikna olup Ekaterini’nin yanına
geçmiş. Kral’ı bir panik, bir korku almış.Kendisine olan tepkiler büyüyor, Ekaterini’nin yanındaki kitle
çoğalıyormuş.Bunun üzerine önce baskı yapmaya başlamış.Ama Ekaterini bana mısın dememiş,
mücadelesine devam etmiş.Bu kez işkence faslı başlamış.Her işkence, her baskı
Ekaterini’yi daha da mücadele eder hale
getirmiş.Öyle ki bu direniş sayesinde Kral’ın bazı Aristokratları bile saf
değiştirmiş.Kral tepkiyi arttırdıkça direniş daha da güçleniyormuş.En sonunda
Kralın eşi dahi bundan etkilenmeye başlayınca , Ekaterini’yi yakalatmış ve herkesin
gözü önünde başını kestirmiş.”
Eva abla iki eliyle ağzını kapatıp bir
çığlık attı.
Kaptan amca kırmızı şarabından bir
yudum alırken
”Niye çığlık attın öyle? Yoksa sen hala
Azize’yi yaşıyor mu sanıyordun?” derken gülümsüyordu.
Stelyo “Dedim ya siz bakmayın buna..Sıkılmadıysanız
anlatmaya devam edeyim”dedi.
Eva abla “Lütfen” diyerek devam
etmesini rica etti.
“Onun öldürüldüğünü veya onun
öleceğini kabul etmemişler. Vücudunun melekler tarafından Sina Yarımadasının en
yüksek dağının, hem de tam tepesine götürüldüğüne inanmışlar..Gel zaman git
zaman,aradan üç yüz küsur yıl geçmiş.Doğu Roma İmparatoru Konstantin’in annesi Helene kutsal yerleri keşfetmek için
Orta Doğu’yu dolaşmaya başlamış.Kulaktan kulağa dolaşan efsaneleri dinlemiş,rivayetlere
kulak vermiş.Tüm bu araştırmaların
sonucunda Sina Yarım Adasında kutsal bir yer olduğunu öğrenmiş.Helene,
tespit ettiği bu yere, kendi adını vererek bir kilise yaptırmış.. Daha sonra
Jüstinyen İmparator olmuş. Jüstinyen ise bu kiliseyi bir manastıra dönüştürmüş.İşte
tam o sıralarda manastırın bir rahibi, Ekaterini’nin naaşını rüyasında gördüğünü
söylemiş.Bunun üzerine orası
araştırılmaya, kazılar yapılmaya başlanmış.Rivayet odur ki, kazı
sonucunda naaş bulunmuş ve olduğu yerden
çıkarılarak bu manastıra getirilmiş.Ardından
bu manastırın adı da değiştirilmiş ve Helene Kilisesi adı yerine, Aya Ekaterini
Manastırı adı verilmiş..Aşağıda gördüğünüz ikonun, işte bu azizeye ait olduğu
söylenir.Efsane budur hanımefendi.Bilmiyorum iyi anlatabildim mi?Tanıştığıma memnun
olduğumu ifade ediyor, sizden müsaade istiyorum efendim…Sizi Kaptan ile baş
başa bırakayım.Tanrı aslında şimdi size kolaylık
versin.”
“Çok etkileyici bir efsane..Çok ta
güzel anlattınız Bay Stelyo.Ben de
memnun oldum”
Anlatılanları hep küçümseyerek dinleyen
Kaptan amca ,araya girmemek için kendini zor tutmuştu.
“Nihayetinde bir efsane işte..İnancınıza
tabi ki saygım var. Lakin bu efsane de,
her anlatanın üstüne kendinden bir şeyler katarak anlattığı,kulaktan
kulağa bugünlere gelen bir mucizeler yumağı..İnsanlar gerçek olanı değil de,
olmasını istediğini, doğa üstü güçlerle
süsleyip püsleyip her cümlenin sonuna
“miş-mış “ ilave ederek, böyle efsaneler
üretirler. Aya Ekaterini sizce sadece Hıristiyanlığı yaymak istediği için mi
onu ölümsüz yapmışlardır, yoksa zalim krala baş kaldırdığı için mi..? Tarih
acımasızları minnetle anmaz.Diktatörlerin, zalimlerin karşısında her kim dimdik
durursa, halk onun hakkında mucizevi hikayeler üretir.Efsanelerin tümüne
bakın.Bir ezen hükümdar ve bir ezilen halk vardır.Bir de ezilmeyen,
başkaldıran,karşı koyan, isyan eden , savaşan bir kişi vardır.Yani efsane
kahramanı..Acımasız Vali Gessler’e karşı koyan Wiliam Tell, Bolu Bey’ine kafa
tutan Köroğlu, Kızılderili efsane Geronimo hepsi de mucizeler üreten destan kahramanları değil
midir? Aya Ekaterini dini bir kişilik olduğu için mucize üretmesi daha kolay, daha uhrevi oluyor. Hepsi bu..”
Şarabından bir yudum daha aldı.
“İnancına sonsuz saygım var.Bunu
peşinen söyleyerek şimdi sana sorayım .
Bir insan niye dilek tutar da bir mucizeden umut bekler. Ya şifası olmayan bir
hastalığa yakalanmıştır,tıbbın çaresiz kaldığı noktada derman aramaya gelir.Ya da asla
kazanamayacağı miktarda parayı bulmak için..Almıştır bir milli piyango
bileti..Çıkma şansın yirmi milyonda bir..Yani şansın mucize..Sözün özü, olması mucize
bir dilek için,aslında olmayan mucize bir kişiden ,mucize yaratması
beklenir.”
“Ailecek sağlığımız yerinde.Maşallah
turp gibiyiz. Para ile de pek işimiz olmaz.Aç değil , açıkta değiliz şükür.Benim
de mucizelere ihtiyacım yok Kaptan amcacığım ”
Kaptan amca teşhisi koymuş
doktor edasıyla tedaviye başladı.
“Geriye ne kalıyor...Gönül işi...”
Eva abla cevap vermedi.Kaptan amca onun
kadehine biraz şarap koydu.
“Bak kızım “ dedi.”Gönül işinin
mucizelere ihtiyacı yoktur.Sevmenin kendisi zaten bir mucizedir.Bir insana tutkuyla
bağlanmak, dünyaya ve tüm insanlara onun gözüyle bakmak,nereye bakarsan bak, karşında hep onu görmek, o olmadan da onunla
yatıp kalkabilmek, onsuz onla konuşabilmek mucize değildir de nedir..Seven
sadisttir. Sevilmekten, karşısındakinin onun için acı çekmesinden gizli bir
zevk alır.Seven mazoşisttir de aynı zamanda… Gereksiz naz ve kaprisler yaparak
ayrı kalmaktan ve işkence çekmekten de
inanılmaz bir haz alır.Aynı anda hem sadist hem mazoşist olmak neyle izah edilebilecek
bir duygudur? Senin yerinde olsam..”
“Benim yerimde olsanız? “
“Yüreğini değiş tokuş yaptığın birine
kavuşmak için çözümü Kilisede,Camide,Sinagog da aramam.Sana bir nefes kadar
yakında..Gökçeada da..Sevdamı orada ararım.Çünkü sevgi fedakarlık ister.Ayrıldığında, dönüp de hala
arkana bakıyorsan, bil ki ona verdiklerini
iade almak istememişsin demektir. Onun sana verdiklerinin de, sen de
kalmasını istemişsindir.Unutma ki alıp verdiğin de sıradan bir organ değil..
Kalp yani yürek…Yokluğu insanı götürür”
“Aşk acısı çektiğim alnımda mı yazıyor?
Siz nereden de biliyorsunuz?”
“İzzettin sokağının cumbaları ne güne
duruyor? Her sabah cumbadan cumbaya ilk havadisleri alıyoruz.”
“ Ne yani? Benim özelim insanların
dilinde mi?”
“İnsanların dilinde olan özelin değil,mutlu
olman..Ayrıca mutluluk da özel değil geneldir.Birinin mutlu olması başkalarının
da mutlu olmasına vesile olur. Bir gün dene bunu. .Diyelim ki iyi bir gününde
değilsin, mutlu bir insana baktığında istem dışı sen de mutlu bakarsın..Herkesin
mutlu olmasından başka insanlar da nemalanır.”
“Başkalarının mutluluğundan kendine pay
çıkarmak…Mutlu olsun diye çaba göstermek...”
“Bizim de çıkarımız var be kızım…(Güler)..Boşuna
yapmıyoruz yani…Ayrıca unutma ki , sadece Stelyo’ da, Cano’da Gökçeadalı
demiştim.Hem oradan hem buradan hava
hasret kokarsa , o kokuyu bizim de duymamamız imkansız. Kaldı ki hasret kokusu
güzeldir.Lakin o kokuyu herkes duymaz.Karanfil değildir, gül değildir. Burnuna
dayayıp ta koklanmaz hasret kokusu..Gözler kısılır, derin ama çok derin bir nefes alınır, verirken ise sanki can gider..”
“Dış görünüşünüz ile iç dünyanız ne
kadar da farklı”
“Birisi dümenden diyorsun
yani “
“Dış görünüşünüze saygı duymak, iç
dünyanıza aşık olmak desem…”
“Birkaç kadeh üzerine bu kadar güzel lafları
güzeller güzeli bir kızın ağzından duymak..Kim tutar şimdi beni..Sen iste,Gökçeadayı
sırtıma alıp buraya getirir, Haydarpaşa mendireğinin önüne bağlarım.Yeter ki
sen iste.”
Bir hafta sonra idi galiba...
Eva abla ile yine Aya Ekaterini
Kilisesine gittik.
Koço lokantasına girdiğimizde,
karşımıza yine, elinde kanlı bıçak, üstünde kirlenmiş bir önlük,boynunda kravat
ile Kaptan Amca balıkları temizliyordu..
Farklı olarak bu kez yanında Aleko da
vardı..