14 Mayıs 2014 Çarşamba

BİR ÇOCUKLUK AŞKI-------EVA ABLA…(I. Bölüm)----1950 – 1960

                   AYA EKATERİNİ KİLİSESİ İÇİN ÇIKTIK YOLA
                   KOÇO’nun MEYHANESİNDE VERDİK MOLA
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

        Eva Abla ile Moda’ya doğru yürüyoruz.
        Abla derim ben ona.. Yirmi iki yaşında..Benden on dört yaş büyük..
        Moda’da ki Aya Ekaterini Ayazması’na  gidecekmişiz.
        Nedense tek başına gitmek istememiş. Annemle konuşup, benimle birlikte gitmek için  izin almış.
        Anlaşılan yanında bir delikanlı olsun istemiş. Koruma gibi..Yani ben..
        Eva abla için koruma olmaya canım feda..
        Lakin bu Aya Ekaterini Kilisesine gitmek de nerden çıktı? Kadıköy’de kilise mi yok?
        Eva ablanın  Moda da oturan akrabaları var. Bu ayazma kiliseden bahsetmişler ona..Artık aralarında ne konuşma geçtiyse, burayı ziyaret etmesini salık vermişler.
        Otuz  ya da otuz beş yıl önce, Rum balıkçılar tarafından bulunan bir ayazma imiş burası....Balıkçılar, Moda İskelesinin tam karşısındaki kayaların içinden   adeta fışkıran  bir su görmüşler. Önce anlam verememişler. Ama daha sonraki günlerde de bu suyun akmaya devam ettiğini görünce kaynağını merak etmişler.Yapılan başvurular sonucunda burada kazı yapılmış..Kazı sonucunda tarihi bir yapının temellerine ulaşılmış.Araştırmalar derinleşince buranın eski bir kilise olduğu anlaşılmış.En önemlisi  de, kazı esnasında bir Aya Ekaterini ikonuna  rastlanmış. Kalıntı hemen koruma altına alınmış.Küçük bir onarımdan geçirilmiş. Üzerine ahşap bir yapı inşa edilerek, Ortodoks Rum  Kilisesi  olarak ibadete açılmış. Her Pazartesi  bir papaz gelir, dualar okunur, dilekler tutulur, mumlar dikilir olmuş.
       Mış, mış, mış…Eva abla keşif hikayesini güzel anlattı da, buraya gidişimizin sebebini bir türlü anlayamıyorum.
       Bizim Yel değirmeni semtinde  Agios Yiorgios Kilisesi var.Sotiri teyze hep oraya gider.
       Cevap gecikmiyor.
      Buranın bir kerameti varmış. Bu kiliseye gelip de bir  dilekte bulunursan, o dileğin mutlaka  gerçekleşirmiş.Akrabalarının tüm dilekleri yerine gelmişmiş..
       Hepsi güzel, hoş da..Şu akrabaların, kilisenin adresini de  doğru dürüst tarif  etselerdi ya..
        Yeldeğirmeninden  çıkalı çok oldu ve biz hala sağa sola adres soruyor, yürüyoruz da yürüyoruz.. Lakin   Aya Ekaterini Ayazmasının ve Kilisesinin yerini  bir türlü bulamıyoruz.
        Yoruldum..Ama hiç çaktırmıyorum.Eva abla ile günlerce yürüsem sıkılmam.Yeter ki o yanımda olsun.
        Eva abla güzel mi güzel.. Alımlı, çekici,havalı, cazibeli, ilgi odağı.. Mahallenin en güzel kızı..
        Ahmet Muhip Dıranas’ın Fahriye ablası vardı ya, ondan çok fazlası bizim için..
        Ben dahil, arkadaşlarımın hepsi ona aşık..
        O evlerinin kapısının önünde ki küçük avluyu süpürürken, bütün arkadaşlar Dani’lerin apartmanının merdivenlerine oturur,  hayranlıkla onu izlerdik.
        Keşke o aynı yaşta kalsa da, biz büyüsek derdik.
        Muhip Dıranas’ın Fahriye ablası nasıl ki bir Erzincanlıya varmışsa, Eva abla da Aleko adlı bir Gökçeadalıya    varacak gibi..
        Bizim mahallede sabah akşam konuşulan mevzu bu..
        Aleko, Panayot amcanın iri yarı kuzeni.. Gökçeada’dan  onu ziyaret için sık gelir olmuştu.
        Panayot amcayı ziyaret  işin bahanesi..Asıl amacı  Eva ablayı uzaktan kesmek..Punduna getirip bir köşeye çekmek..Sonra da filmlerden duyduğu güzel lafları ona söylemek..
        Artiz seni..
        Mahallenin bir namusu var di mi?
        O nedenle Aleko denen herifi  dövmek için,  Dani,Setrak,Agop,Andon, Ercüment ile az planlar yapmamıştık.
        Muhitin raconu böyle..
        Lakin Eva abla üzülmesin diye vazgeçmiştik. Heriften korktuğumuzdan değil yani…
        Lakin bir aydır Gökçeada’dan bizim buralara gelmez oldu.
        Evlerin cumbalarından yapılan kadınlar arası istişarelerden edindiğimiz bilgi o ki, araları açıkmış.
        Acaba Kiliseye gidiş nedenimiz o mu? Demek ki bunların işi Allah’a kalmış.
        Gel de sevinme..
        Ben bunları düşünürken, Eva abla hala adres soruyor. Moda Vapur İskelesine kadar iniyor, tekrar yukarı çıkıyoruz.
        Lakin tarif edilen yere geldiğimizde karşımıza hep Moda Park Lokantası yazılı bir yer çıkıyor.
        Adres doğru olmasına doğru da, ortada kilise falan yok.      
        Lokantanın sağına, soluna, yukarısına, aşağısına bakıyoruz.Tarife göre burada olması lazım.
        Tekrar Moda İskelesine yürüyor,deli danalar gibi dolaşıp duruyoruz.
        En sonunda lokantaya sormak geliyor Eva ablanın aklına…
        Lokantadan içeri girip biraz ilerliyoruz.Kucağında büyücek bir tepsi ve içinde koca et  parçaları bulunan birini görüyor ve ona kiliseyi soruyoruz. Adam biraz suratsız…
        “Gir içeriye..Peşimden bahçeye doğru gel.Sana orada göstereyim”  diyor.
         Eva abla ürküyor, elleri ile ağzını kapatarak bir sessiz çığlık atıyor.Sonra da elimden tutuyor “Çıkalım buradan “ diyor.Ben  neden burada olduğumu kanıtlamak için “Korkma” diyerek Eva ablanın önüne geçiyorum.
        Adam elinde et dolu tepsi ile durmuş, hala bize bakıyor.
        “Kiliseyi sormadın mı? Ne dikiliyorsun orada.Geleceksen gel” diye bir de posta koymuyor mu?
        Eva abla bu kez kararlı.. Elimden çekiştirerek kapıya yöneliyor.Tam çıkacakken “Kimi soruyorlar?” diye gür bir ses geliyor, arkalardan bi yerden..
        Dönüp sesin geldiği yere baktığımızda, epey ilerde balık ayıklayan, sebzeleri temizleyen, soğan, patates,  soyan bir grup çıkıyor.
        Bir de ne görelim? Aralarında tanıdık biri yok mu...Soruyu  soran kişi de  o…
        Kaptan amca..
        Hani her Pazartesi ve Cuma günü evde temizlikçi kadın çalıştığından, evde oturmayıp Koço’nun meyhanesine takılan komşumuz vardı ya... İşte o..
        Lakin içmiyor, resmen çalışıyor.
        Eva’yı görünce temizlediği balığı yere bırakıyor.
        “Hayırdır ..Ne işin var senin burada ?”
        Aya Ekaterini Kilisesini  aradığımızı, tarife göre buralarda bir yerde olması gerektiğini,lakin bir türlü bulamadığımızı söylüyoruz.
        Gülüyor.
        “Doğru yerdesiniz” diyor.”Kilise burada..”
        Meyhanenin içinde kilise…
        Dalga geçiyor diye düşünüyoruz.Mahalleyi işlettiği çok olmuştur.
        “Evet meyhanenin içinde kilise..Dünyada tek..”
        Aşık Nesimi yaşasaydı , onun yaşamına ne kadar kolaylık getirirdi bu iş...Ne demişti ozan?
        Gah giderim medreseye,
        Hu çekerim hak için.
        Gah giderim meyhaneye,
         Dem çekerim aşk için.
        Günah benim kime ne?
        Kaptan amca nasıl gideceğimizi de tarif ediyor ve arkasından ekliyor.”Duanızı edin, dileğinizi tutun ve yukarı gelin.Misafirimsiniz “
        Kaptan amcanın dediği gibi önce lokantanın bahçesine çıkıyoruz..Mutfağın hemen yanından, tuvaletlerin olduğu tarafa dönüyoruz.Yüzümüzü deniz tarafına veriyoruz..Küçük bir demir parmaklık görüyoruz.Sağ tarafta bir merdiven var..İki basamak düz sonra beş, altı basamak sağa doğru iniyoruz. Ayazmanın kapısı çıkıyor karşımıza.
        Şükür kavuşturana..Onca yol, onca zamandan sonra kiliseyi buluyoruz.
        Önünde bir kalabalık, bir kalabalık….
       Moda’nın Rumları her Pazartesi gelirlermiş ya buraya..
        Ne Rum’u? Yetmiş iki buçuk millet burada..
        Epey bekledikten sonra sıra  bize geliyor. Dışarıdan bakıldığında küçücük ve loş bir oda görünüyor..Yanan mumlar var içerde... Ben önce girmek istemedim.Çok loş ya..Ama  Eva abla ısrar edince içeri giriyoruz. O kadar küçük bir yer ki şişman Sotiri teyzeden iki tane olsa, buraya sığmaz.Dikkatimi çeken ilk şey odada bulunan bir çeşme..Burada yaşayan biri mi var diye düşünüyorum.
        “Ayazma” diyor Eva abla.” Kutsal su o “
        Üzeri mermer  taşlarla kaplı masada,iki tane içi kum dolu, dikdörtgen kutu var. Mumlar oraya ziyaretçiler tarafından dikilmiş ve hala yanıyor.
        Ben yanan mumlardan birini üfleyerek söndürüp, sonra da bir dilek tutup tekrar yaksam diyorum.Eva abla elime vurarak mani oluyor.
       Çantasını açıyor ve içinden dört tane mum çıkarıyor. Rumca bir şeyler söylüyor.Sesi fısıltı halinde çıkıyor. Duvardaki resimlere göz atarken birden ses tonu yükseliyor.Müzikal bir tonda konuşmasından dua ettiği belli oluyor. Sonra iki adet mumu yakıp  kuma dikiyor.       
        Nedense Eva abla resimlere bakana kadar,duvardaki resimler dikkatimi çekmemişti..Halbuki ilk gözüme çarpan resimler olmalıydı.Çünkü, küçücük odanın duvarı  yokmuş da, resimlerden duvar örülmüş gibi..
        Tam  karşımızdaki  büyükçe resmin  çerçevesi  sanki kıymetli bir madenle işlenmiş…Resme dikkatlice baktığımı görünce Eva abla kulağıma fısıldıyor..
        “Aya Ekaterini ikonası bu işte”
        “İkona? ”
        ”Yani kutsal resim..”
        Bana da iki mum veriyor.
        “ Hadi dua edelim.   Çocukların duası daha çabuk kabul olurmuş.Ailen için de dilek tut ve dua et. Bir de de ki; Eva ablanın da dileğini kabul et Allah’ım. Bunu tüm yüreğimle istiyorum de”
        Onun ne dilediğini, ne istediğini bilmiyorum sanki..
         İşim gücüm yok ta, Eva abla Gökçeadalı  ile evlensin diye bir de dua edecektim ve dilekte bulunacaktım ha..Hadi oradan..
        Ona aşık olduğumun farkında bile değil..
        Ona hayranlıkla bakışlarımdan hiç mi anlam çıkartamıyor?
        Anlasa , o Aleko denen kazma ile barışması, ya da tekrar bir araya gelmesi veya ne bileyim işte evlenmesi için benim dua etmemi ister miydi.?
        “Ediyor musun?” dedi.
        Başımı evet anlamında aşağı yukarı salladım.
        Yalan da söylememiştim. Çünkü gerçekten dilek tutmuş ve dua etmiştim,  
         Lakin, Eva abla için diil..       
         Anneme  ve babama sağlıklı bir ömür dilemiş ve Fenerbahçe şampiyon olsun diye dua etmiştim.
        Kiliseden lokantaya doğru, merdivenlerden yukarı çıkarken, aşağıda ki kadınların aralarında konuşmalarını duyuyor, daha da seviniyor, artık Eva abla sadece benim aşkım diyorum.

        “Genç kızlar! Sakın sevgilime kavuşayım diye dua falan edip, dilek tutmayın ha..Aya Ekaterini sevdiğine  kavuşamamış.Eğer sevgiliye kavuşmakla ilgili bir dilekte bulunursanız, asla kabul olmazmış..Bilesiniz..”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder