AYA EKATERİNİ KİLİSESİ İÇİN ÇIKTIK YOLA
KOÇO’nun MEYHANESİNDE VERDİK MOLA
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eva Abla ile Moda’ya doğru
yürüyoruz.
Abla derim ben ona.. Yirmi iki yaşında..Benden
on dört yaş büyük..
Moda’da ki Aya Ekaterini
Ayazması’na gidecekmişiz.
Nedense tek başına gitmek istememiş.
Annemle konuşup, benimle birlikte gitmek için izin almış.
Anlaşılan yanında bir delikanlı olsun
istemiş. Koruma gibi..Yani ben..
Eva abla için koruma olmaya canım
feda..
Lakin bu Aya Ekaterini Kilisesine
gitmek de nerden çıktı? Kadıköy’de kilise mi yok?
Eva ablanın Moda da oturan akrabaları var. Bu ayazma
kiliseden bahsetmişler ona..Artık aralarında ne konuşma geçtiyse, burayı
ziyaret etmesini salık vermişler.
Otuz ya da otuz beş yıl önce, Rum balıkçılar
tarafından bulunan bir ayazma imiş burası....Balıkçılar, Moda İskelesinin tam
karşısındaki kayaların içinden adeta fışkıran
bir su görmüşler. Önce anlam verememişler. Ama daha sonraki günlerde de
bu suyun akmaya devam ettiğini görünce kaynağını merak etmişler.Yapılan
başvurular sonucunda burada kazı yapılmış..Kazı sonucunda tarihi bir yapının
temellerine ulaşılmış.Araştırmalar derinleşince buranın eski bir kilise olduğu
anlaşılmış.En önemlisi de, kazı
esnasında bir Aya Ekaterini ikonuna
rastlanmış. Kalıntı hemen koruma altına alınmış.Küçük bir onarımdan
geçirilmiş. Üzerine ahşap bir yapı inşa edilerek, Ortodoks Rum Kilisesi olarak ibadete açılmış. Her Pazartesi bir papaz gelir, dualar okunur, dilekler
tutulur, mumlar dikilir olmuş.
Mış, mış, mış…Eva abla keşif hikayesini
güzel anlattı da, buraya gidişimizin sebebini bir türlü anlayamıyorum.
Bizim Yel değirmeni semtinde Agios Yiorgios Kilisesi var.Sotiri teyze hep
oraya gider.
Cevap gecikmiyor.
Buranın bir kerameti varmış. Bu kiliseye
gelip de bir dilekte bulunursan, o
dileğin mutlaka gerçekleşirmiş.Akrabalarının
tüm dilekleri yerine gelmişmiş..
Hepsi güzel, hoş da..Şu akrabaların,
kilisenin adresini de doğru dürüst tarif
etselerdi ya..
Yeldeğirmeninden çıkalı çok oldu ve biz hala sağa sola adres soruyor,
yürüyoruz da yürüyoruz.. Lakin Aya Ekaterini Ayazmasının ve Kilisesinin yerini
bir türlü bulamıyoruz.
Yoruldum..Ama hiç çaktırmıyorum.Eva
abla ile günlerce yürüsem sıkılmam.Yeter ki o yanımda olsun.
Eva
abla güzel mi güzel.. Alımlı, çekici,havalı, cazibeli, ilgi odağı.. Mahallenin
en güzel kızı..
Ahmet Muhip Dıranas’ın Fahriye ablası
vardı ya, ondan çok fazlası bizim için..
Ben dahil, arkadaşlarımın hepsi ona
aşık..
O evlerinin kapısının önünde ki küçük
avluyu süpürürken, bütün arkadaşlar Dani’lerin apartmanının merdivenlerine
oturur, hayranlıkla onu izlerdik.
Keşke o aynı yaşta kalsa da, biz
büyüsek derdik.
Muhip Dıranas’ın Fahriye ablası nasıl
ki bir Erzincanlıya varmışsa, Eva abla da Aleko adlı bir Gökçeadalıya varacak gibi..
Bizim mahallede sabah akşam konuşulan
mevzu bu..
Aleko,
Panayot amcanın iri yarı kuzeni.. Gökçeada’dan
onu ziyaret için sık gelir olmuştu.
Panayot amcayı ziyaret işin bahanesi..Asıl amacı Eva ablayı uzaktan kesmek..Punduna getirip bir
köşeye çekmek..Sonra da filmlerden duyduğu güzel lafları ona söylemek..
Artiz seni..
Mahallenin
bir namusu var di mi?
O nedenle Aleko denen herifi dövmek için, Dani,Setrak,Agop,Andon, Ercüment ile az
planlar yapmamıştık.
Muhitin raconu böyle..
Lakin Eva abla üzülmesin diye
vazgeçmiştik. Heriften korktuğumuzdan değil yani…
Lakin bir aydır Gökçeada’dan
bizim buralara gelmez oldu.
Evlerin cumbalarından yapılan kadınlar arası
istişarelerden edindiğimiz bilgi o ki, araları açıkmış.
Acaba Kiliseye gidiş nedenimiz o mu?
Demek ki bunların işi Allah’a kalmış.
Gel de sevinme..
Ben
bunları düşünürken, Eva abla hala adres soruyor. Moda Vapur İskelesine kadar
iniyor, tekrar yukarı çıkıyoruz.
Lakin tarif edilen yere geldiğimizde
karşımıza hep Moda Park Lokantası yazılı bir yer çıkıyor.
Adres
doğru olmasına doğru da, ortada kilise falan yok.
Lokantanın sağına, soluna, yukarısına,
aşağısına bakıyoruz.Tarife göre burada olması lazım.
Tekrar Moda İskelesine yürüyor,deli
danalar gibi dolaşıp duruyoruz.
En sonunda lokantaya sormak geliyor Eva
ablanın aklına…
Lokantadan içeri girip biraz
ilerliyoruz.Kucağında büyücek bir tepsi ve içinde koca et parçaları bulunan birini görüyor ve ona kiliseyi
soruyoruz. Adam biraz suratsız…
“Gir içeriye..Peşimden bahçeye doğru
gel.Sana orada göstereyim” diyor.
Eva abla ürküyor, elleri ile ağzını kapatarak
bir sessiz çığlık atıyor.Sonra da elimden tutuyor “Çıkalım buradan “ diyor.Ben neden burada olduğumu kanıtlamak için “Korkma”
diyerek Eva ablanın önüne geçiyorum.
Adam elinde et dolu tepsi ile durmuş,
hala bize bakıyor.
“Kiliseyi sormadın mı? Ne dikiliyorsun
orada.Geleceksen gel” diye bir de posta koymuyor mu?
Eva abla bu kez kararlı.. Elimden
çekiştirerek kapıya yöneliyor.Tam çıkacakken “Kimi soruyorlar?” diye gür bir
ses geliyor, arkalardan bi yerden..
Dönüp sesin geldiği yere baktığımızda,
epey ilerde balık ayıklayan, sebzeleri temizleyen, soğan, patates, soyan bir grup çıkıyor.
Bir de ne görelim? Aralarında tanıdık
biri yok mu...Soruyu soran kişi de o…
Kaptan amca..
Hani her Pazartesi ve Cuma günü evde
temizlikçi kadın çalıştığından, evde oturmayıp Koço’nun meyhanesine takılan
komşumuz vardı ya... İşte o..
Lakin içmiyor, resmen çalışıyor.
Eva’yı görünce temizlediği balığı yere
bırakıyor.
“Hayırdır ..Ne işin var senin burada ?”
Aya Ekaterini Kilisesini aradığımızı, tarife göre buralarda bir yerde
olması gerektiğini,lakin bir türlü bulamadığımızı söylüyoruz.
Gülüyor.
“Doğru yerdesiniz” diyor.”Kilise
burada..”
Meyhanenin içinde kilise…
Dalga geçiyor diye
düşünüyoruz.Mahalleyi işlettiği çok olmuştur.
“Evet meyhanenin içinde kilise..Dünyada
tek..”
Aşık Nesimi yaşasaydı , onun yaşamına
ne kadar kolaylık getirirdi bu iş...Ne demişti ozan?
Gah giderim medreseye,
Hu çekerim hak için.
Gah giderim meyhaneye,
Dem çekerim aşk için.
Günah benim kime ne?
Kaptan
amca nasıl gideceğimizi de tarif ediyor ve arkasından ekliyor.”Duanızı edin,
dileğinizi tutun ve yukarı gelin.Misafirimsiniz “
Kaptan amcanın dediği gibi önce lokantanın
bahçesine çıkıyoruz..Mutfağın hemen yanından, tuvaletlerin olduğu tarafa
dönüyoruz.Yüzümüzü deniz tarafına veriyoruz..Küçük bir demir parmaklık
görüyoruz.Sağ tarafta bir merdiven var..İki basamak düz sonra beş, altı basamak
sağa doğru iniyoruz. Ayazmanın kapısı çıkıyor karşımıza.
Şükür kavuşturana..Onca yol, onca zamandan
sonra kiliseyi buluyoruz.
Önünde bir kalabalık, bir kalabalık….
Moda’nın
Rumları her Pazartesi gelirlermiş ya buraya..
Ne Rum’u? Yetmiş iki buçuk millet
burada..
Epey bekledikten sonra sıra bize geliyor. Dışarıdan bakıldığında küçücük
ve loş bir oda görünüyor..Yanan mumlar var içerde... Ben önce girmek istemedim.Çok
loş ya..Ama Eva abla ısrar edince içeri
giriyoruz. O kadar küçük bir yer ki şişman Sotiri teyzeden iki tane olsa,
buraya sığmaz.Dikkatimi çeken ilk şey odada bulunan bir çeşme..Burada yaşayan
biri mi var diye düşünüyorum.
“Ayazma”
diyor Eva abla.” Kutsal su o “
Üzeri mermer taşlarla kaplı masada,iki tane içi kum dolu,
dikdörtgen kutu var. Mumlar oraya ziyaretçiler tarafından dikilmiş ve hala yanıyor.
Ben yanan mumlardan birini üfleyerek
söndürüp, sonra da bir dilek tutup tekrar yaksam diyorum.Eva abla elime vurarak
mani oluyor.
Çantasını açıyor ve içinden dört tane
mum çıkarıyor. Rumca bir şeyler söylüyor.Sesi fısıltı halinde çıkıyor. Duvardaki
resimlere göz atarken birden ses tonu yükseliyor.Müzikal bir tonda konuşmasından
dua ettiği belli oluyor. Sonra iki adet mumu yakıp kuma dikiyor.
Nedense Eva abla resimlere bakana
kadar,duvardaki resimler dikkatimi çekmemişti..Halbuki ilk gözüme çarpan
resimler olmalıydı.Çünkü, küçücük odanın duvarı yokmuş da, resimlerden duvar örülmüş gibi..
Tam karşımızdaki büyükçe resmin çerçevesi sanki kıymetli bir madenle işlenmiş…Resme
dikkatlice baktığımı görünce Eva abla kulağıma fısıldıyor..
“Aya Ekaterini ikonası bu işte”
“İkona? ”
”Yani kutsal resim..”
Bana da iki mum veriyor.
“ Hadi dua edelim. Çocukların duası daha çabuk kabul
olurmuş.Ailen için de dilek tut ve dua et. Bir de de ki; Eva ablanın da
dileğini kabul et Allah’ım. Bunu tüm yüreğimle istiyorum de”
Onun ne dilediğini, ne istediğini
bilmiyorum sanki..
İşim
gücüm yok ta, Eva abla Gökçeadalı ile
evlensin diye bir de dua edecektim ve dilekte bulunacaktım ha..Hadi oradan..
Ona aşık olduğumun farkında bile
değil..
Ona hayranlıkla bakışlarımdan hiç mi
anlam çıkartamıyor?
Anlasa , o Aleko denen kazma ile
barışması, ya da tekrar bir araya gelmesi veya ne bileyim işte evlenmesi için
benim dua etmemi ister miydi.?
“Ediyor musun?” dedi.
Başımı evet anlamında aşağı yukarı
salladım.
Yalan da söylememiştim. Çünkü
gerçekten dilek tutmuş ve dua etmiştim,
Lakin, Eva abla için diil..
Anneme ve babama sağlıklı bir ömür dilemiş ve
Fenerbahçe şampiyon olsun diye dua etmiştim.
Kiliseden lokantaya doğru,
merdivenlerden yukarı çıkarken, aşağıda ki kadınların aralarında konuşmalarını duyuyor,
daha da seviniyor, artık Eva abla sadece benim aşkım diyorum.
“Genç kızlar! Sakın sevgilime kavuşayım
diye dua falan edip, dilek tutmayın ha..Aya Ekaterini sevdiğine kavuşamamış.Eğer sevgiliye kavuşmakla ilgili
bir dilekte bulunursanız, asla kabul olmazmış..Bilesiniz..”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder