Sabah kahvaltısı yapılmış.Masa
toparlanmış. Bulaşıklar yıkanmış.
Elinde demli bir çay bardağı,
parmaklarda Gelincik ya da Bahar sigarası..
Sabah keyfi..
Annem, cumbanın köşesinde ki sultan koltuğuna oturmuş..
Tanıdık bir sevgi ifadesi de onun
yüzüne oturmuş.
Evet, biliyorum bu ifadeyi.. Annemin yüzünden bu sabah annelik akıyor.
Yan komşunun cumbasına bakarken gözleri kısılmış, aynen bir
Uzak Doğu’lu gibi, gözleri ile gülüyor..Dudaklarda mütebessim bir çizgi, yüzde
bir nur, bir ışık..
Belli.. Çok mutlu..Ve bu mutluluğunu
paylaşacak birini arıyor.
Biliyor, mutluluk paylaşılınca güzel,
çok daha güzel..
Yan evin cumbasında, paylaşımcı komşumuz
da kendi sultan koltuğuna kurulmuş.
Arus teyze..
O da annemin fotokopisi gibi..
Belli ki bu sabah çok sevindikleri bir
şeyleri üleşecekler.
Cumbaların yan pencereleri açıldı.Annem
elinde çay bardağı olduğunu unutmuş, el kol hareketleri ile çayı döke döke
hararetle konuşuyor,
” Eva dün ne kadar mutluydu di mi? Kız,
delikanlı ile tanışır tanışmaz aşık olmuş besbelli. Dün bana iki saat çocuğu
anlattı durdu.”
Arus teyze müjde mi isterim der gibi..
“Delikanlı, Panayot efendinin kuzeni..Gökçeada’da oturuyormuş..Dayısını
ziyaret etme bahanesi ile Eva’yı görmeye gelmiş. Efendi bi çocuğa
benziyor.Yakışıklı da sayılır”
“Ah Arus..! Keşke akşam yanımızda
olsaydın. Eva çay yaparken Rumca aşk şarkılarını o kadar güzel söylüyordu ki.. ”
“Aşk şarkıları mı söylüyordu? Kız sen
Rumca biliyor muydun?”
“Yoo, nerden bileyim..Ama müzik aşk
kokuyordu.Yüreğim iyi koku alır.”
“Eva çocuğun üzerinde nasıl bir izlenim
bıraktı acaba? Bizim kız bu kadar deli
divane olduğuna göre herhalde bir ışık verdi kıza”
“Çok zarifsiniz ,demiş.Sizi tanıdığıma
çok sevindim , demiş.Ada’dan dayımlara geldiğimde artık burada benim de bir
arkadaşım oldu , demiş. Demiş de demiş işte..Sence ışık için bu kadar voltaj
yetmez mi?”
“Yetmez olur mu? Sevgi
sözcükleri uçuşmuş havada desene..Daha ne olsun..İnşallah sonu hayırlı biter”
“Valla bitmezse biz biteriz.Yüreğimiz
kararır, uykularımız kaçar.Zaten dün gece uyudum mu uyumadım mı belli
değil.Herhalde birkaç gün içinde Gökçe adadan buraya iyi bir haber uçar..Bu
kadar mutluluğu çok görme Allah’ım bize”
Az sonra soldaki evin cumbasından Raşel teyze gözüktü “Aç pencereyi “
diyerek..
Onun yüzü de fotokopi idi.Aynı
sevecenlik, aynı mutluluk, bir sevgi,bir heyecan..
Yan yana üç adet cumbalı evin tam ortasındakine kurulmuş olan annem, Arus teyze ile Raşel
teyzenin konuşmalarını birbirine
ileterek, aynı zamanda ilk kablosuz iletişimi de sağlamaya başlamıştı.
Biliyorum, az sonra Nermin teyze de konuşmalara katılmak
için evden çıkacak ve o sırada kimin kapısı açıksa oradan içeri dalacak.
Ev sahibinin boş olan çay bardağını da
alacak ve mutfağa girip çayları tazeleyecek.
Sonra da sevgi sözcüklerine o da
eklemeler yapacak.
Pazarlıksız sevgi ne güzel bir şey..
Eva bir komşu kızı.. Kan bağı yok..Kız
alıp vermeden ötürü akrabalık da yok..Lakin mutluluğu paylaşmak için illa da
bunların mı olması gerek..Dost olmak, komşu olmak yetmiyor mu?
Eva mutlu..Ama annem, Arus teyze ve Raşel
teyze daha da mutlu..
Pazarlıksız sevgi iyi huylu bir virüs
gibi, insandan insana bulaşıyor olmalı..
Sabah kalktığında insanlar sevgiden
bahsediyor,aşktan konuşuyor,mutluluklar dileniyor.İki insanın birbirini sevme
olasılığından dahi kendilerine mutluluk payı çıkarıyorlar.
Hiçbir peşin hüküm olmadan,gizli
hesaplar peşinde koşmadan, çıkarsız, art niyetsiz …
Başkası başkasından hoşlandı diye,
hatta hoşlanacak diye sevinmek..Ne güzel bir duygu..
Pazarlıksız sevgiyi öğreniyorum
konuşmaları dinleyerek…
Sevgi denen şey tekil olmazmış.
Ağacı sevmeniz için o ağacın olması
gerekir.Çiçeği sevmek için çiçek, minicik bir kediyi sevmeniz için de karşınızda
bir kedi ..Hem de minicik..
Paylaşılmayan sevgi olur mu?Seven insan
şair olur, şiir yazmaya çalışır çoğu kez..Herkes aşkını, sevgisini duysun diye.Güfte
olur bestelere “Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek” densin diye..
Paylaşınca sevgi çoğalır da çoğalır.Mutluluk
getirir.Mutlu olan da, herkesin mutlu olmasını ister.
Sevgi yüklenmiş insan, o güne kadar
anlamadığı, kavrayamadığı,tatmadığı, görmediği, hissetmediği şeyleri daha kesif, daha koyu algılar.Dili tatlı
olur, yılanla sohbet edecek kadar..
Dedim ya öğreniyorum pazarlıksız
sevgiyi onları dinleyerek..
Bu sabah İzzettin sokağına pazarlıksız
sevgi sıkılmış.. Rıhtım’dan Havra’nın ötesine kadar sevgi kokuyor.
Sırtında ki değneğe astığı iki tepsi
Silivri yoğurdunu sokak sokak dolaşarak satmaya çalışan yoğurtçu Rıza efendi
mutlu bu sabah..
Tepsisinde yirmi çeşit renkte macun
bulunan Osman efendi, tahta çubuklara macunu sarıp çocuklara uzatırken mutlu..
Köşedeki arsada, toprağa oturmuş, bakır
tencereleri kumla ovalayarak pasını temizleyen kalaycılar mutlu..
Seksek oynayan kız çocukları, dokuz taş
ya da uzun eşek oynayan erkek çocukları
sokağı saran sevgi kokusundan nasiplerini almışlar..Onlar da çok mutlu..
Herkes mutlu..
Ya da cumbadan hayat öyle görünüyor bu sabah…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder