11 Mayıs 2014 Pazar

İZZETTİN SOKAĞINA PAZARLIKSIZ SEVGİ SIKILMIŞ BU SABAH (1950 - 1960)

        Sabah kahvaltısı yapılmış.Masa toparlanmış. Bulaşıklar yıkanmış.
        Elinde demli bir çay bardağı, parmaklarda Gelincik ya da Bahar sigarası..
        Sabah keyfi..
        Annem, cumbanın köşesinde ki  sultan koltuğuna  oturmuş..
        Tanıdık bir sevgi ifadesi de onun yüzüne oturmuş.
        Evet, biliyorum bu ifadeyi..  Annemin yüzünden bu sabah annelik akıyor.
        Yan komşunun  cumbasına bakarken gözleri kısılmış, aynen bir Uzak Doğu’lu gibi, gözleri ile gülüyor..Dudaklarda mütebessim bir çizgi, yüzde bir nur, bir ışık..
        Belli.. Çok mutlu..Ve bu mutluluğunu paylaşacak birini arıyor.
        Biliyor, mutluluk paylaşılınca güzel, çok daha güzel..
        Yan evin cumbasında,  paylaşımcı komşumuz  da kendi sultan koltuğuna kurulmuş.
        Arus teyze..
        O da annemin fotokopisi gibi..
        Belli ki bu sabah çok sevindikleri bir şeyleri üleşecekler.
        Cumbaların yan pencereleri açıldı.Annem elinde çay bardağı olduğunu unutmuş, el kol hareketleri ile çayı döke döke hararetle konuşuyor,
        ” Eva dün ne kadar mutluydu di mi? Kız, delikanlı ile tanışır tanışmaz aşık olmuş besbelli. Dün bana iki saat çocuğu anlattı durdu.”
        Arus teyze müjde mi isterim der gibi..
        “Delikanlı, Panayot efendinin  kuzeni..Gökçeada’da oturuyormuş..Dayısını ziyaret etme bahanesi ile Eva’yı görmeye gelmiş. Efendi bi çocuğa benziyor.Yakışıklı da sayılır”
        “Ah Arus..! Keşke akşam yanımızda olsaydın. Eva çay yaparken  Rumca  aşk şarkılarını o kadar güzel söylüyordu ki.. ”
        “Aşk şarkıları mı söylüyordu? Kız sen Rumca biliyor muydun?”
        “Yoo, nerden bileyim..Ama müzik aşk kokuyordu.Yüreğim iyi koku alır.”
        “Eva çocuğun üzerinde nasıl bir izlenim bıraktı acaba?  Bizim kız bu kadar deli divane olduğuna göre herhalde bir ışık verdi kıza”
        “Çok zarifsiniz ,demiş.Sizi tanıdığıma çok sevindim , demiş.Ada’dan dayımlara geldiğimde artık burada benim de bir arkadaşım oldu , demiş. Demiş de demiş işte..Sence ışık için bu kadar voltaj yetmez mi?”
        “Yetmez olur mu? Sevgi sözcükleri uçuşmuş havada desene..Daha ne olsun..İnşallah sonu hayırlı biter”
        “Valla bitmezse biz biteriz.Yüreğimiz kararır, uykularımız kaçar.Zaten dün gece uyudum mu uyumadım mı belli değil.Herhalde birkaç gün içinde Gökçe adadan buraya iyi bir haber uçar..Bu kadar mutluluğu çok görme Allah’ım bize”
        Az sonra soldaki evin cumbasından Raşel teyze gözüktü “Aç pencereyi “ diyerek..
        Onun yüzü de fotokopi idi.Aynı sevecenlik, aynı mutluluk, bir sevgi,bir heyecan..
        Yan yana üç adet cumbalı evin tam ortasındakine  kurulmuş olan annem, Arus teyze ile Raşel teyzenin konuşmalarını  birbirine ileterek, aynı zamanda ilk kablosuz iletişimi de sağlamaya başlamıştı.
        Biliyorum,  az sonra Nermin teyze de konuşmalara katılmak için evden çıkacak ve o sırada kimin kapısı açıksa oradan içeri dalacak.
        Ev sahibinin boş olan çay bardağını da alacak ve mutfağa girip çayları tazeleyecek.
        Sonra da sevgi sözcüklerine o da eklemeler yapacak.
   
        Pazarlıksız sevgi ne güzel bir şey..
        Eva bir komşu kızı.. Kan bağı yok..Kız alıp vermeden ötürü akrabalık da yok..Lakin mutluluğu paylaşmak için illa da bunların mı olması gerek..Dost olmak, komşu olmak yetmiyor mu?
        Eva mutlu..Ama annem, Arus teyze ve Raşel teyze daha da mutlu..
        Pazarlıksız sevgi iyi huylu bir virüs gibi, insandan insana bulaşıyor olmalı..
        Sabah kalktığında insanlar sevgiden bahsediyor,aşktan konuşuyor,mutluluklar dileniyor.İki insanın birbirini sevme olasılığından dahi kendilerine mutluluk payı çıkarıyorlar.
        Hiçbir peşin hüküm olmadan,gizli hesaplar peşinde koşmadan, çıkarsız, art niyetsiz …
        Başkası başkasından hoşlandı diye, hatta hoşlanacak diye sevinmek..Ne güzel bir duygu..
        Pazarlıksız sevgiyi öğreniyorum konuşmaları dinleyerek…
        Sevgi denen şey tekil  olmazmış.
        Ağacı sevmeniz için o ağacın olması gerekir.Çiçeği sevmek için çiçek, minicik bir kediyi sevmeniz için de karşınızda bir kedi ..Hem de minicik..
        Paylaşılmayan sevgi olur mu?Seven insan şair olur, şiir yazmaya çalışır çoğu kez..Herkes aşkını, sevgisini duysun diye.Güfte olur bestelere “Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek” densin diye..
        Paylaşınca sevgi çoğalır da çoğalır.Mutluluk getirir.Mutlu olan da, herkesin mutlu olmasını ister.
        Sevgi yüklenmiş insan, o güne kadar anlamadığı, kavrayamadığı,tatmadığı, görmediği, hissetmediği şeyleri  daha kesif, daha koyu algılar.Dili tatlı olur, yılanla sohbet edecek kadar..
        Dedim ya öğreniyorum pazarlıksız sevgiyi onları dinleyerek..
        Bu sabah İzzettin sokağına pazarlıksız sevgi sıkılmış.. Rıhtım’dan Havra’nın ötesine kadar sevgi kokuyor.
        Sırtında ki değneğe astığı iki tepsi Silivri yoğurdunu sokak sokak dolaşarak satmaya çalışan yoğurtçu Rıza efendi mutlu bu sabah..
        Tepsisinde yirmi çeşit renkte macun bulunan Osman efendi, tahta çubuklara macunu sarıp çocuklara uzatırken mutlu..
        Köşedeki arsada, toprağa oturmuş, bakır tencereleri kumla ovalayarak pasını temizleyen kalaycılar mutlu..
        Seksek oynayan kız çocukları, dokuz taş ya da uzun eşek oynayan erkek çocukları  sokağı saran sevgi kokusundan nasiplerini almışlar..Onlar da çok mutlu..
        Herkes mutlu..
        Ya da cumbadan  hayat öyle görünüyor bu sabah…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder